Onkoloji

Onkoloji kanserin oluşumu, tanısı, tedavisi, sebepleri ve kanserden korunmaya yönelik konular üzerine çalışan tıp dalıdır. Kanser dünyada her geçen gün artan ve küçük yaşta çocuklara kadar her yaş grubunu etkileyebilen bir hastalıktır. Kanser tipleri kendi içlerinde evlere göre sınıflandırılmaktadır. Kanserin erken evrelerde tedavisi daha etkili, daha kolay ve hasta için daha konforlu olmaktadır. Bu nedenle kanserde erken tanı ve tedavi hayat kurtarıcıdır. Ciddi bir hastalık olan kanser için tedavi seçenekleri her geçen gün artmaktadır. Yeni cerrahi teknikler, akıllı ilaçlar ve radyoterapi yöntemleri sayesinde ileri dönem evrelerde dahi kanser tedavi edilebilir bir hastalık haline gelmiştir. Ancak tedavi yöntemlerinden çok kanserden korunma yolları ve henüz erken döneminde kanserin tespiti hastanın sağlığı açısından ve tedavi süreci açısından önemlidir. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin düzenli sağlık taramalarını yaptırmaları gerekmektedir.

Kemoterapi

Kemoterapi Vimfay

​Kemoterapi kanser hastalıklarına yönelik olarak, çoğunlukla kanserli hücrelere etki eden ve onların büyüyüp çoğalmasını engelleyerek kanseri yenmeyi hedefleyen ilaç tedavisidir. Kemoterapi uygulamaları tek bir ilaç barındırabileceği gibi hastanın ihtiyaçlarına bağlı olarak birden fazla ilaç barındıran kürler halinde de uygulanabilmektedir. Bir hastaya kemoterapi uygulanırken kanserin tipine, evresine, kanserli hücrelerin yayılımına, hastanın genel sağlık durumuna bağlı olarak karar verilir. Kemoterapi uygulamalarının amacı kanserin ilerlemesini önlemek ya da yavaşlatmak, vücudun diğer kısımlarına yayılmasının önüne geçmek ve kanserli hücreleri öldürerek tümörü küçültmektir. Hastanın durumuna göre kemoterapi cerrahi ya da radyoterapi gibi diğer tedavi yöntemleriyle birlikte de kullanılabilir. Kimi cerrahi tedaviler sonrasında tümör alınsa dahi vücutta kalma ihtimali olan kanserli hücrelerin yayılımını engelleyip onları öldürmek için kemoterapi kullanılabilir. Ayrıca bazı cerrahiler öncesi tümörün küçültülmesi ve böylelikle cerrahinin daha etkili ve kolay bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için kemoterapi uygulamalarından yararlanılmaktadır. Aynı şekilde radyo terapi tedavisi ile birlikte de uygulanabilmekte, öncesinde, sonrasında ve radyoterapiyle eş zamanlı olarak kombine tedavi programları oluşturulabilmektedir. Hastanın durumuna ve kullanılacak ilacın çeşidine göre kemoterapi damar yoluyla ya da hap şeklinde ağızdan uygulanabilir. Damar yoluyla uygulanan kemoterapi seruma karıştırılarak doğrudan damara verilmektedir. Uzun bir kemoterapi programına giren kimi hastalar için hastane yatışı gerekebilir. Hap yoluyla kemoterapi uygulamalarında ise hasta evde tedaviye devam edebilmektedir. Ancak evde tedavi sürecinde ilaç kullanımına dikkat edilmeli, ilaçlar düzenli bir şekilde gerektiği dozda kullanılmalıdır. Bu tedavi programları onkoloji uzmanı hekimler tarafından hastaya özel olarak planlanmaktadır. Kemoterapinin süresi, sıklığı, kaç tekrar uygulanacağı, gerekirse tedaviye verilecek olan araların uzunluğunun tespiti gibi faktörler hastalığın tedavisi için hayati öneme sahiptir ve uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. Bu nedenle kemoterapi sürecinde hasta ve hekimin iş birliği içerisinde tedaviyi düzenli bir şekilde devam ettirmeleri gerekmektedir. Kemoterapi uygulamalarının bulantı, kusma, saç dökülmesi, halsizlik, ağız içi problemler, enfeksiyon, kanama, cilt problemleri gibi yan etkileri olabilmektedir. Bu bulguların azaltılması uzman hekim tarafından için beslenme programları, bitkisel çözümler, ilaç takviyeleri önerilebilir ya da gerekli olduğu durumlarda hasta diğer uzmanlıklara yönlendirilebilir. Saç dökülmesi gibi bazı yan etkiler hasta için psikolojik yönden zorlayıcı olabilir ancak bu yan etkilerin geçici olduğu, tedavi sonunda bu problemlerin ortadan kalkacağı unutulmamalıdır.

Meme Kanseri

Meme Kanseri Vimfay

​Meme kanseri, meme dokusunda bulunan farklı hücre gruplarının kontrolsüz bir şekilde çoğalması nedeniyle meydana gelen bir hastalıktır. Kanser sadece bulunduğu dokuyu etkilemeyen ayrıca çevre dokulara da yayılabilen bir hastalıktır. Bu nedenle meme kanserlerinde sıklıkla çevre dokulara yayılma, özellikle lenfleri etkileme görülmektedir. Lenf sistemi tüm vücuda yayılan bir sistem olduğu için meme kanseri tanısının ve tedavisinin zamanında yapılması kanserin diğer vücut sistemlerine yayılmasının önüne geçmek için çok önemlidir. Meme kanserleri özellikle kadınlarda çok sık görülen kanser türlerindendir. Meme kanseri riski oluşturan faktörler menopoz sonrası dönemde olmak, genetik geçişli olabileceği için ailede kanser geçmişi olması, daha önce meme kanseri geçirmiş olmak, ilk doğumu ileri yaşta yapmış olmak, sigara kullanımı, beslenme bozuklukları, yüksek kilo olarak sıralanabilir. Meme kanserinde diğer vücut sistemlerine yayılmayı önlemek için erken tanı çok önemlidir. Kişiler kendi kendilerine yapabilecekleri meme muayeneleri sayesinde kanser henüz çok erken evrelerinde tespit ederek tedavi sürecini kısaltabilir ve etkinliğini büyük oranda arttırabilirler. Memede elle hissedilen bir kitle, iki meme arasında sonradan ortaya çıkan boyut ve şekil farklılıkları, meme üzerinde deri değişiklileri, meme başında şekil değişikleri gibi bulgular meme kanseri belirteci olabilir. Bu gibi durumlarda kişi uzman bir hekime danışmalıdır. Ayrıca ailede bir meme kanseri tespit edilmişse hasta ile kan bağı olan, özellikle kız kardeş, anne gibi diğer aile üyelerinin de bir uzman hekime başvurup kanser kontrolü yaptırmaları olası kanser risklerinin erken tespiti için önemlidir. Meme kanserleri yayılma potansiyeli olan ve yayılma potansiyeli olmayan kanserler olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Hekim kanserin tipine, yayılımına, seviyesine göre bir tedavi programı belirler. Cerrahi tedavi, radyoterapi tedavisi, ilaç tedavisi gibi farklı tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Odak noktası olan, dağınık olmayan tipte kanserlerde çevre dokuyu bırakarak sadece kanserli bölgenin çıkartılması gibi cerrahi işlemler uygulanmaktadır. Ancak çok dağınık, odak noktası olmayan tip kanserlerde meme dokusunun tamamının alınması girişimler uygulanabilir. Günümüzde bu tip cerrahilerde çok iyi sonuçlar alınmakta ve yüzde yüze varan oranlarla iyileşmeler görülebilmektedir. Aynı şekilde lenf nodüllerine bir yayılım söz konusu olduğunda lenflerin cerrahi ile alınması da söz konusudur. Hekimin görüşü doğrultusunda bu tip cerrahi girişimler ile ilaç tedavileri ya da radyoterapi uygulamaları birlikte uygulanabilir. Meme kanseri her geçen gün tedavisi daha da ilerleyen, çok iyi sonuçlar alınabilen bir hastalıktır. Bu doğrultu da erken tanı ve tedavi hayat kurtarıcıdır.

Kolon ve Rektum Kanseri

Kolon Rektum Kanseri Vimfay

​Kolon kanseri bağırsaklar ve rektumda ortaya çıkan poliplerden kaynaklanan bir hastalıktır. Kolon kanseri çok ciddi bir hastalıktır ve ölüm oranı yüksek olan kanser tiplerinden biridir. Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen bu kanser tipi tespiti zor olması nedeniyle hastalarda hayati risk oluşturmaktadır. Kolon kanseri ilk aşamalarında pek fazla bulgu vermemesi nedeniyle hastalar kimi zaman ancak hastalık ilerlediğinde hastaneye başvurmuş olmaktadırlar. Kanser tedavisinde erken tanı tedavi sürecini büyük oranda etkilediği için tanıda geç kalınmış bir kolon kanseri hayati risk oluşturabilmektedir. Kolon kanseri için risk faktörleri bağırsak içerisinde polip varlığı, ailede kolon kanseri geçmişi olması, ileri yaş, Crohn, ülseratif kolit gibi iltihabi bağırsak hastalıkları ve hastanın kanser gemişinin olması şeklinde sıralanabilir. Kolon kanseri az belirti veren bir kanser olsa dahi bağırsaktaki polipler büyüdükçe ve arttıkça kabızlık, ishal, dışkı kokusunda değişiklik, kansızlık, dışkı ile karışık kan gelmesi, makattan kan gelmesi, karın ağrısı, iştahsızlık ve kilo kayıpları gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Bu belirtiler doğrudan kolon kanserini işaret etmese dahi bulguların kontrol edilmesi için ilgili uzman hekime başvurmak gerekmektedir. Kolon kanserinin teşhisi için kolonoskopi, dışkıda gizli kan, bilgisayarlı tomografi, dışkıda DNA testleri gibi testler kullanılmaktadır. Kolon kanseri sinsi bir şekilde ilerleyebildiği için 50 yaş ve üzeri kişilerde hiçbir bulgusu olmasa dahi kolonoskopi taraması uygulanmalı ve polip tespit edilmediği takdirde 10 senede bir kolonoskopi taraması tekrarlanmalıdır. Eğer ailede kolon kanseri geçmişi var ise 40 yaşından itibaren kolonoskopi taramalarına başlanmalı hatta ailede erken yaşta kanser görüldüyse bu taramalar daha erken yaşa çekilmelidir. Ülseratif kolit gibi kolon kanserine sebep olabilecek olan hastalıklarda kolonoskopi taramaları her sene uygulanabilmektedir. Bu gibi taramalar erken tanı ve tedaviyi sağlamakta, böylelikle kolon kanserinin oluşturduğu hayati riski büyük oranda azaltmaktadır. Kolon kanserine cerrahi, ilaç tedavisi, radyoterapi gibi farklı tedavi yöntemleriyle müdahale edilmektedir. Kolon kanseri tedavisi planlanırken uzman hekim hastanın genel sağlık durumunu, kanserin başka sistemlere yayılıp yayılmadığını, kanserin evresini ve etkilediği bölgeleri değerlendirir. Bu doğrultuda hastaya özgü en doğru tedavi prosedürünü ortaya koyar. Kolon kanserinin hemen hemen her evrede başlıca tedavisi cerrahi tedavilerdir. Kanserin yerine ve bulunduğu konuma kalın bağırsağın bir kısmı ya da gerektiğinde tamamı, rektumun bir kısmı cerrahi ile çıkartılabilir. Kimi zaman yayılan çevre doku ya da organlarında cerrahi ile çıkartılması gerekebilir. Kolon kanseri erken tanı sayesinde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bu nedenle  risk sahibi kişilerin düzenli kolonoskopi taramalarını yaptırmaları hayati öneme sahiptir.

Pelvis (Leğen Kemiği) Tümörü

Pelvis Legen Kemigi Tumoru Min

Omurga ve pelvis tümörleri bağlantılı yapılarından dolayı çoğunlukla birlikte değerlendirilmektedir. Omurga ve pelvis tümörlerinde diğer kemik tümörlerinden farklı olarak ayrı bilgi beceri ve deneyimlere ihtiyaç vardır. Bölgenin anatomik yapısı gereği zorlu bir bölgedir. Bu bölgede gelişen tümörlerin çok büyük bir kısmı metastatik tümör adı verilen başka bir vücut bölgesinden gelerek bu bölgede gelişen tümörlerdir. Kimi zaman doğrudan bölgedeki yapılarda da tümörler gelişebilmektedir. Bu bölgelerde gelişen tümörler ağrı ve fonksiyon bozukluğu ile kendilerini gösterebilirler.

Özellikle gece ağrıları, uykudan uyandıran ağrılara dikkat edilmelidir. Günümüzde gelişen kanser tedavisi yöntemleri sayesinde birçok tipte iç organ kanserinin kontrol edilebilmesi ve yaşam sürelerinin uzaması çoğunlukla metastaz yolu ile görülen bu tip tümörlerin görülme sıklığını arttırmıştır. Daha önceden meme kanseri, akciğer kanseri, böbrek kanseri, prostat kanseri gibi hastalıklar geçiren kişilerde bu tip metastatik tümörlerin daha sık görülebileceği tespit edilmiştir. Bu nedenle özellikle daha önceden kanser geçirmiş olan kişilerin düzenli olarak kontrole gitmeleri erken tanı ve tedavi için önemlidir.

Pelvis tümörü belirtileri kimi zaman sadece bel ve bacak ağrısı şeklinde kendini gösterebilirken, bazen kuyruk sokumu bölgesinde de ağrı gelişebilmektedir. Bazı durumlarda bacaklarda uyuşma ve güç kayıpları da görülebilmektedir. Tümörün yerleştiği bölgeye ve tipine bağlı olarak bunlar dışında daha birçok farklı belirti ortaya çıkabilmektedir. Kabızlık, dolgunluk hissi, cinsel fonksiyon kaybı bunlardan bazılarıdır. Kötü huylu tümör görüldüğü durumlarda hastalarda yüksek ateş ve kilo kaybı gibi belirtiler de ortaya çıkabilmektedir. Pelvis tümörünün tespiti için fizik muayene, kan testi, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi gibi yöntemler kullanılabilmektedir. Kanser tedavisinde erken teşhis hastalığın bütün seyri için hayati öneme sahiptir.

Erken tespit edildiği takdirde hem kanserin çevre dokulara yayılımı, hem de kanserli dokunun sağlıklı dokuya daha fazla harabiyet vermesi engellenebilir. Ayrıca erken tanı cerrahi tedavinin etkinliğinin artması için de çok önemlidir. Bu tip tümörlerin tedavisinde cerrahi girişimler büyük öneme sahiptir. Tümörün sağlıklı dokudan cerrahi ile temizlenmesi öncelikli girişimdir. Pelvis tümörlerinde cerrahi girişim uzman bir ekip tarafından yönetilmelidir. Bölge anatomisi hayati birçok yapıyı barındırmaktadır.

Özellikle karın bölgesindeki yapılara, pelvis çevresinde bulunan atar damarlara, toplar damarlara ve sinirlere çok dikkat edilmelidir. Bu yapıların hassasiyeti nedeniyle ekibin yüksek cerrahi tecrübeye sahip olması gerekmektedir. Hastanın ve hastalığın durumuna bağlı olarak vasküler cerrahlara, genel cerrahlara, ürologlara ve plastik cerrahlara ihtiyaç duyulabilmektedir. Pelvis tümörü cerrahileri sonrası hastanın fonksiyonel durumu önemlidir. Gerekli durumlarda fizyoterapi ve rehabilitasyon teknikleri ile hastanın fonksiyon kaybı yaşamaması sağlanmalıdır. Günümüzde gelişen tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde pelvis tümörleri daha erken dönemde tespit edilebilmektedir ve çok daha başarılı cerrahi girişimlerde bulunulabilmektedir. Pelvis tümörleri çok ciddi riskler barındıran hastalıklar olasalar dahi erken tanı ve doğru cerrahi ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedirler.