Böbrek Hastalıkları

Böbrekler, vücutta bel bölgesinde omuriliğin iki tarafında bulunan fasulye şeklinde bir çift organdır. Fonksiyonları kandaki atıkların filtrelenmesi olduğu için böbrek hastalıkları tüm vücut sistemlerine etki eden bulgular ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarına etki ettiklerinden dolayı kan basıncının düzenlenmesinde de görev alırlar. Böbrek hastalıkları genel olarak halsizlik, yorgunluk, bulantı, kusma, kanlı idrar, ödem, hipertansiyon ve dispne(nefes darlığı) gibi belirtilere neden olur. Böbrek hastalıklarından en sık görülenleri nefrit (böbrek iltihabı), böbrek taşı (nephrolithiasis) ve idrar yolu enfeksiyonudur.

Nefrit

Nefrit Vimfay

Nefrit (böbrek iltihabı), böbrek dokularının hasar görmesi sonucu oluşan iltihabi durum olarak tanımlanır. Böbreklerin en küçük fonksiyonel birimi nefron olarak adlandırılır. Nefrit, böbreklerin normal fonksiyonunu devam ettirmesini engelleyen akut ya da kronik olabilen bir rahatsızlıktır. Akut nefrit hastalığında, hastalar genellikle yorgunluk ve halsizliğe eşlik eden yüksek ateş, iştahsızlık ve bel bölgesinde hissedilen böbrek ağrısı şikayetleriyle kliniğe başvururlar. Kronik nefrit hastalığında ise daha sistemik bulgular görülmektedir. İdrarda kan, üre sayısında artış ve miksiyon (işeme) sırasında görülen ağrı kronik nefrit bulgularındandır.

​Nefrit hastalığı genetik sebeplerle olabileceği gibi, Hepatit B, Hepatit C, Beta ve HIV bakterilerinin enfeksiyonlarına veya bazı ilaçların kullanımına bağlı olarak da gelişebilir. Bireyin nefrit hastalığına yakalanma riskini arttıran faktörler ailede nefriti olan bireyler olması, hipertansiyon, obezite, diyabet ve kardiyak rahatsızlıklar olarak sıralanabilir. Nefrit tablosu, rutin kontroller sırasında tespit edilebilir. Hastalığın seyrinde erken tanı ve tedaviye erken başlanması oldukça önemlidir.

​Nefrit tanısı, idrar ve kan tahlili değerlendirerek konulur. İdrar tahlilinde kan ve protein varlığı değerlendirilir. Kan tahlilinde böbrek fonksiyonları hakkında bilgi veren kreatinin ve kan üre azotu (blood urea nitrogen – BUN) değerlendirilir. Ayrıca böbrekteki hasarı görüntülemek amacıyla ultrason ve bilgisayarlı tomografi görüntüleme yöntemleri kullanılır. Tanıyı kesinleştirmek amacıyla böbrek biyopsisi yapılabilir ve biyopsi sayesinde nefritin tipi de belirlenir.

​Nefrit tedavisinde, nefritin tipine göre bazı değişiklikler görülür. Akut nefrit hastalarında bazen medikal tedaviye gerek duyulmaksızın hasta iyileşebilir. Kronik nefrit hastalarında ise böbreklerin fonksiyonunu yerine getirememesi tüm vücudu etkileyen sistemik problemlere yol açar. Vücutta oluşan fazla su ve atık maddeler, böbrekler aracılığıyla vücuttan atılamadığı için medikal tedaviye ihtiyaç duyulur. Kronik nefrit hastalarında ödem azaltıcı ve tansiyonu kontrol altına almaya yardımcı ilaçlar kullanılır. Hastanın böbrek fonksiyonları ve tansiyonu düzenli muayene ile takip edilir. Hastalara düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı kazanmaları, sigara kullanmamaları ve kilo kontrolü yapmaları önerilir.

​Nefrit hastalığının yol açtığı böbrek hasarının geri dönüşsüz olduğu durumlarda sağlam kalan dokular hastanın böbrek fonksiyonlarını devam ettirmesine olanak sağlamazsa diyaliz tedavisi kullanılır. Diyaliz, böbrek fonksiyonunu üstlenerek kanın süzülmesini sağlar.

Böbrek Taşı (Nephrolithiasis)

Bobrek Tasi Vimfay

Böbrekler, vücutta bulunan atık maddelerin süzülerek vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayan organlardır. Kanda bulunan çeşitli minerallerin çökerek kristalleşmesi sonucunda böbreklerde kalsiyum oksalat, ürik asitten oluşan nonmikrobik böbrek taşları ya da mikrobik sitrüvit taşları görülür. Böbrek taşları, üreter (idrar kanalı) içerisinde aşağı doğru hareket ederek idrar ile birlikte dışarıya atılabilir. Üreter içerisindeki yolu boyunca çeşitli darlıklarda sıkışarak üreteri tıkayabilir.

Böbrek taşı oluşumu için risk faktörleri genetik yatkınlık, idrarın konsantrasyonunun normalden fazla olması ve idrarda magnezyum, glikoprotein ve sitrat gibi dilüe edici maddelerin az olması olarak sıralanabilir. Ayrıca bireylerin sıvı alımının yetersiz olması, liften fakir hayvansal proteinden zengin diyetle beslenme ve yetersiz fiziksel aktivite de böbrek taşı hastalığı için risk oluşturur.

Böbrek taşı olan hastalar, çoğunlukla bel ağrısı, tekrarlı idrar yolları enfeksiyonları, idrarda kan gibi şikayetlerle kliniğe başvururlar. Böbrek taşı tanısı için direkt grafi (X-ray), ultrasonografi (USG), intavenöz pyelografi (İVP) ve bilgisayarlı tomografi görüntüleme yöntemleri kullanılır.

Böbrek taşı hastalığının tedavisi, taşın büyüklüğüne, yapısına ve lokalizasyona göre değişiklik gösterebilir. Böbrek içerisinde kalikslerde bulunan taşlar için düzenli takip önerilr. Büyüyen ve üretere geçiş yapan kaliks taşları için tedavi önerilir. Ayrıca pelvis renalis olarak isimlendirilen böbrek içerisindeki üreter başlangıcında bulunan taşlar için de tedavi önerilir. Böbrek taşlarının medikal tedavisinde 5 mm’den küçük çaptaki taşlar için antispazmodik ve analjezik ilaç kullanılır. Ayrıca hastaların bol sıvı alması sağlanır. Böylece taşların üreterden geçerek idrar ile atılması sağlanır. Böbrek taşlarının tedavisinde oldukça sık kullanılan diğer yöntem ekstrakorporeal şok dalga litotripsi (ESWL) yöntemidir. Bu yöntemde vücut dışından uygulanan ses dalgaları yardımıyla böbrek içerisindeki taşların parçalanması sağlanır. Küçük parçalara ayrılan böbrek taşları, üreterden daha kolay geçerek idrarla atılabilir. Üreter kanalına atılan taşlar idrar ile atılmazsa üreteroskop adı verilen bir cihaz yardımıyla tedavi edilebilirler. Üretereskop ile üretradan ve mesaneden geçip üreter kanalına girilerek taşlara ulaşılabilir. Ulaşılan taşlar üreter içerisinde kırılarak küçültülebilir. Böbrek taşlarının vücuttan uzaklaştırılması için kullanılan diğer bir yöntem de perkutan nefrolitotomi cerrahisidir. Bu cerrahi sırtta açılan küçük bir insizyon aracılığıyla gerçekleştirildiğinden kapalı böbrek taşı ameliyatı olarak da adlandırılır.

İdrar Yolu Enfeksiyonu

Idrar Yolu Enfeksiyonu Vimfay

Üriner sistemin farklı bölümlerinde gerçekleşebilen, böbreklerin, mesanenin ve idrar yolunun da dahil olduğu tüm enfeksiyonlar genel olarak idrar yolu enfeksiyonu olarak adlandırılmaktadır. Örneğin, böbrekten mesaneye idrarın taşınmasını sağlayan kanal olan üreterin enfeksiyonu üretrit, mesanenin etkilendiği enfeksiyon tipi sistit, böbreğin en küçük fonksiyonel birimi olan nefronların etkilendiği enfeksiyon tipi ise piyelonefrit olarak adlandırılmaktadır. Bunlardan en sık görüleni sistit adı verilen mesanenin etkilendiği enfeksiyon tipidir.

İdrar yolu enfeksiyonlarının en büyük sebebi dışarıdan vücuda giren bakterilerdir. Enfeksiyona en sık sebep olan bakteri koli basilidir. Ayrıca cinsel yolla bulaşan herpes ve gonokok gibi patojenler de idrar yolu enfeksiyonuna sebep olabilir.  İdrar yolu enfeksiyonu olan hastalar idrar sırasında yangı, ağrı, kötü kokulu idrar, sık idrara çıkma, az miktarda idrar yapma, idrarda kan, ateş, kusma, bulantı gibi belirtilere sahip olabilirler. İdrar yolu enfeksiyonu tanısı, enfeksiyona neden olan bakterilerin tespiti için yapılan idrar kültürü, idrarda bulunabilecek kan, bakteri ve hastanın enfeksiyon değerlerini belirlemeye yarayan savunma hücrelerinin tespiti için yapılan idrar tahlili, hekim tarafından idrar yolunun ve mesanenin içinin incelendiği sistoskopi, böbrek – mesane ultrasonografisi gibi tetkiklerle konabilir. Sistoskopi, mesanenin ve idrar yolunun görüntülenmesini sağlayan özel bir yöntemdir. Bu yöntem sayesinde mesane taşları, mesane tümörleri ve iltihabi durumlar detaylı olarak incelenebilir. Kadınların idrar kanallarının erkeklere göre daha kısa olmasından dolayı, bakteriler mesaneye daha kolay ulaşabilmekte ve böylece idrar yolu enfeksiyonları kadınlarda erkeklere göre daha fazla gelişmektedir. İdrar yolu enfeksiyonlarının en büyük kaynaklarının bakteriler olması sebebiyle tedaviye genellikle antibiyotikler ile başlanır. Antibiyotiğin dozu ve süresi hastanın durumuna bağlı olarak hekim tarafından belirlenir. Antibiyotik tedavisi ile birlikte enfeksiyonu önlemeye yarayacak bol su tüketimi, tuvalet sonrası genital bölge temizliğinin önden arkaya doğru yapılması, idrar tutmaktan kaçınılması, hijyenik pedlerinkısa aralıklarla değiştirilmesi, sıkı ve polyester içerikli iç çamaşırlarından uzak durulması, alkol, çay, kahve gibi mesane hasarına yol açabilecek içeceklerin sık tüketilmemesi konularında hastalar bilgilendirilir. Antibiyotik kullanımına rağmen tedavi edilemeyen sistit vakalarında ileri tetkikler kullanılarak altında yatan neden araştırılır.