Dahiliye (İç Hastalıkları)

Dahiliye alanı, genellikle hastalıkların hissettikleri ilk şikayetleriyle başvurdukları ve gerekli tüm değerlendirilmeler yapıldıktan sonra ilgili özel alanlara yönlendirildikleri bölüm olması sebebiyle oldukça kapsamlı ve önemli bir alandır. Dahiliye birimine başvuran hastalara kan tahlili, idrar tahlili, gayta tahlili gibi laboratuvar testleri, radyolojik incelemeler (bilgisayarlı tomografi, ultrasomografi, manyetik rezonans görüntüleme, röntgen vb.), elektrokardiyografi ve endoskopi gibi değerlendirmeler yapılır. Yapılan değerlendirmelerin ardından tedavi işlemleri uygulanır ya da hastalara daha detaylı değerlendirme ve tedavi yöntemleri uygulanması için ilgili birimlere yönlendirmeler yapılır. Hastalar dahiliye birimine sıklıkla enfeksiyon hastalıkları, hipertansiyon, yüksek kolesterol, akciğer hastalıkları, solunum yolu enfeksiyonları, kan hastalıkları, diyabet, gastrointestinal sistem hastalıkları ve romatizmal hastalıklardan kaynaklanan şikayetlerle başvururlar.

Enfeksiyon Hastalıkları

Enfeksiyon Vimfay

Enfeksiyon hastalıkları, virüs, bakteri, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların neden olduğu hastalıklar olarak tanımlanır. Enfeksiyon hastalıkları, insanların vücudunda kendiliğinden oluşabilir ya da insanlar arasında hava, temas ve su gibi yollarla bulaşabilir. Virüsler, canlı bir organizmaya girmeden üreyemeyen mikroorganizmalardır. Covid-19, grip, larenjit, akut bronşit, hepatit, kızamık, menenjit ve soğuk algınlığı virüslerin neden olduğu hastalıklardandır. Bakteriler, sıklıkla idrar yollarında ve solunum yollarında enfeksiyonlara neden olan tek hücreli mikroorganizmalardır. Antibiyotik kullanımı ile tedavi edilebilirler. Mantarlar, insan vücudunda genellikle aynı bölgelere yerleşen ve tipik lezyonlarla ortaya çıkan enfeksiyonlara neden olmaktadır. Parazitler, halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık ve ishal gibi bulgularla ortaya çıkan enfeksiyonlara neden olurlar. Parazitler sivrisinek, tenya, solucan, bitler ve insanları konak olarak kullanıp yaşamlarını devam ettirirler.

Grip, solunum güçlüğü ve ateşle seyreden solunum yolu enfeksiyonuna neden olan bir enfeksiyon hastalığıdır. Menenjit, Hepatit hastalığı, kandaki bilirubin isimli maddenin yükselmesine bağlı olarak gelişen bir enfeksiyon hastalığıdır: Tüberküloz hastalığı, hayvandan insana bulaşan, sıklıkla ağrı, ateş ve iştahsızlıkla seyreden bakteriyel bir hastalıktır. İshal (diyare), sıklıkla içme suları aracılığıyla bulaşan bir hastalıktır.

Enfeksiyon hastalıklarına sahip bireyler enfeksiyonun türüne ve nedenine bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle ateş, yorgunluk, ishal, öksürme gibi bulgularla kliniğe başvururlar. Başvuran hastalar değerlendirilirken dispne (nefes darlığı), baş ağrısı, ateş, ani öksürük, ani görme bozuklukları ve kızarıklık gibi şikayetlerin varlığı sorgulanır.

Enfeksiyon hastalıklarında tanı klinik muayene ve mikrobiyoloji laboratuvar testleri yardımıyla koyulur. Laboratuvar testlerinden kan tahlili, idrar tahlili, gayta tahlili, mukoza örneği ve lumbal ponksiyon ile elde edilen beyin omurilik sıvısı sık kullanılan yöntemlerdendir.

Enfeksiyon hastalıklarının tedavisi, enfeksiyona neden olan mikroorganizmaya göre farklılık gösterebilir. Bakterilere bağlı gelişen enfeksiyonlarda antibiyotik tedavisi uygulanır. Mantarlara bağlı gelişen enfeksiyonlarda antifungal ilaçlar kullanılırken parazitlere bağlı gelişen hastalıklarda antiparaziter ilaçlar kullanılır. Bazı enfeksiyon hastalıklarının tedavisi için hastanın ilaç kullanmasının yanında tıbbi takibi de önemli görülmektedir. Hastanede yatarak tedavi edilmesi önerilen bazı enfeksiyonlar menenjitler (beyinzarı iltihapları), gastroenteritler (sindirim sistemi iltihapları), hepatitler (karaciğer iltihapları), pnömoni (zatürre) ve hastane enfeksiyonlarıdır.

Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı)

Diyabetes Mellitus Seker Vimfay

Diabetes mellitus (diyabet hastalığı), kan şekerinin normalden yüksek olması olarak tanımlanır. Kan şekerinin yüksek olması, vücutta yeterince insülin üretilememesine veya üretilen insülinin kullanılamamasına bağlıdır. İnsülin hormonu, kandaki şekerin dengelenmesini sağlayan önemli bir hormondur. İnsülin hormonu, pankreasın kuyruk bölümünde bulunan insula (adacık) isimli hücrelerde üretilerek vücuda salınır ve ismini de insula hücrelerinden alır. Diyabet hastalığı tip 1 ve tip 2 olmak üzere iki farklı türde görülür. Tip 1 diyabet hastalığı, insülin üretiminin yetersiz olmasına bağlı olarak gelişen hastalıktır. Tip 2 diyabet hastalığında ise vücutta yeterli miktarda insülin bulunmasına rağmen insülin kullanımına karşı vücudun direnç göstermesi ile karakterizedir. Tip 1 Tip 1 ve tip 2 diyabet hastalığında nedene bağlı olmaksızın hiperglisemi (kan şekerinin normalden yüksek olması) tablosu izlenir.

Diyabet hastalığı olan bireyler genellikle halsizlik, yorgunluk, normalden fazla idrar üretimi ve sürekli açlık hissetme şikayetleriyle kliniğe başvururlar. İnsülinin yetersiz olmasından veya kullanılmamasından dolayı hücreler yeterli besin ve enerjiyi karşılayamadığı için halsizlik hissedilir.

Diyabet hastalığına bağlı olarak görülen komplikasyonlar hastalığın ilerlemesiyle birlikte ciddi problemlere yol açabilmektedir. Hastalık sıklıkla ayak parmaklarındaki damarları etkileyerek trofik bozukluklara neden olur. Hastalığın ileri evrelerinde gözde görülen komplikasyonlar görme problemlerine yol açabilir. Diyabet hastalığı, sistemik değişikliklere neden olarak kalp hastalığı riskini arttırır. Ayrıca ayaklardaki damarlar gibi sinir hücrelerinin de zarar görmesi “diyabetik ayak” olarak isimlendirilen klinik tablonun görülmesine neden olur.

Diyabet hastalığında tanı, kan şekeri ölçümü yöntemi ile koyulur. Kan şekeri ölçümü, açlık kan şekeri ve tokluk kan şekeri ölçümlerini kapsamaktadır. Diyabet hastalığında tedavi esas olarak kan şekerinin dengelenmesini amaçlar. Tip 1 diyabet hastaları genellikle insülin tedavisi ile takip edilirler. Pankreas tarafından üretilemeyen insülin, vücuda enjeksiyon yoluyla verilir. Tip 2 diyabet hastaları ise antidiyabetik ilaç kullanımı ile takip edilirler. Tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri hep yüksektir ve hücreler insülin kullanımına karşı dirençlidir. Tip 2 diyabet hastalığı genetik yatkınlık, sedanter yaşam, obezite ve stres gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Hastalara kendi kan şekerlerini kontrol etmeleri, diyet düzenlemeleri yapmaları, düzenli fiziksel aktiviteye özen göstermeleri ve sigaradan uzak durmaları önerilir.

Kolesterol

Kolesterol Vimfay

Kolesterol, vücutta tüm hücreler tarafından üretilen ve kanda bulunan bir lipid türüdür. Kolesterol suda çözünmeye bir yapıya sahip olduğu için kendi kendine vücuda dağılması mümkün değildir. Bu nedenle karaciğer tarafından üretilen lipoproteinleri taşıyıcı olarak kullanır. Lipoproteinler, düşük yoğunluklu lipoproteinler (low density lipoprotein – LDL) ve yüksek yoğunluklu lipoproteinler (high density lipoprotein – HDL) olmak üzere iki tiptir. 

Düşük yoğunluklu lipoproteinler, kolesterolün kan içerisinde sistemik olarak taşınmasını sağlar. Yüksek yoğunluklu lipoproteinler, kolesterolün dokulara ve karaciğere taşınmasını sağlar. Kan dolaşımında kolesterolün normalden fazla bulunması damar duvarlarında birikerek plaklar oluşturmasına neden olur. Damar duvarı içerisinde oluşan plaklar damar lümeninin daralmasına, ileri aşamalarda ise tıkanmasına neden olur. Arter duvarında biriken düşük yoğunluklu kolesterolün arter duvarlarını sertleştirerek esnekliğini azaltmasına ve lümenini daraltmasına ateroskleroz adı verilir. Aterosklerozu oluşturan kolesterol birikintilerine aterosklerotik plaklar denir. Aterosklerotik plaklar, arter içerisindeki kan akımının etkisiyle parçalanarak kana karışabilir. Sistemik dolaşıma katılan aterokslerotik plaklar vücutta dolaşarak birçok organ için risk faktörü oluşturabilir.

Aterosklerotik plakların dolaşımda herhangi bir arter içerisinde takılı kalması, arterin içindeki kan akımını engellemesi, o arterin beslediği organlarda veya organ bölümlerinde dolaşım bozukluklarına yol açabilir. Yüksek yoğunluklu kolesterol, dolaşımda bulunan düşük yoğunluklu kolesterolün karaciğere yönelmesini ve vücuttan atılmasını sağlar. Düşük yoğunluklu kolesterolün vücuttan atılması aterosklerotik plakların oluşma riskini azaltır.

Total kolesterolün normal değeri 200 mg/dl’nin altında olmalıdır. Kolesterolün normalden yüksek olması genellikle sedanter yaşam düzenine, obeziteye ve genetik faktörlere bağlı olarak görülür. Yüksek kolesterol riskini arttıran bazı risk faktörleri bilinmektedir. Hareketsizlik veya düzenli egzersiz yapılmaması düşük yoğunluklu kolesterolün artmasına, yüksek yoğunluklu kolesterolün ise azalmasına neden olmaktadır. Buna bağlı olarak kişinin egzersiz alışkanlığı, aterosklerotik plak oluşma riskiyle doğrudan ilişkilidir.

Hayvansal yağların ve trans yağların tüketilmesi kolesterol seviyesinin artmasına neden olabilir. Diyabet ve obezite hastalığı kolesterolün artmasına neden olan önemli etkenlerdir. Kan şekerinin yüksek olması, yüksek yoğunluklu lipoprotein seviyesinin azalmasına ve çok düşük yoğunluklu lipoprotein seviyesinin artmasına sebep olur.

Yüksek kolesterol tanısı alan hastaların tedavisinde öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Risk faktörlerinin ortadan kaldırılması hastanın kolesterolünün iyileşmesini sağlayabilir. Ayrıca gereken durumlarda kolesterolün düşmesini sağlayan medikal tedavi de uygulanabilir.